4 Mayıs 2013 Cumartesi

Abbêmbenimbaştacısan

  

 TUUBA ? O NE BİÇİM İSİM ? TATLI İSMİ GİBİ




* İnsanlar ön yargılarıyla çok mutlular he . Kırılınca ne hissediyoruz ? O anın bi hissi yok heralde . Bi pişmanlık vs ? Yok hayır . Ben de hatırlamıyorum . Bi arkadaşım Van'a gitti bugün . Ben gidip görmedim orayı ama Diyarbekir'i iyi bildiğimden oranın da gelişmişlik düzeyini az çok tahmin ediyorum . Gitmeden önce defalarca söyledim çok beğeneceksin diye . Aradım bugün aynen şöyle dedi : ' Harikaymış burası hiç böyle beklemiyodum Bursa'dan farkı yok . ' Belki vardır Bursa'dan farkı da çoğu kişinin algısında yer alan ' köy gibi şehir ' den de çok uzakta olduğu kesin oradaki çoğu şehrin . Gerçi bunu birilerine anlatmaya gerek yok , gitsin görsün yeter zaten . Fotoğraf nerden bilmiyorum konuyla da alakası yok .

* Kramponlarımı çocuğum gibi seviyorum . Yani uzun süre de giysem yırtılınca , parçalanınca üzülüyorum ciddi ciddi . O kramponla oynadığım maçlar kaybolup gidiyor sanki öyle olunca . Bi daha yırtılsalar da atmıyorum ulan hiçbirini :) Bu eşyaları sahiplenme duygusu yüzünden benim cömertliğim şöyle işliyor : cebimdeki tüm parayı al hatta borca girip sana para vereyim ama eşyamı isteme be :)


* 1 Mayıs olunca eskiden sosyal medyada bu kadar ' hainler , yine yakıp yıktılar , devlete karşı geliyorlar bak bak ' tarzı söylemler yoktu . Belki yine vardı da bu kadar çoğunluk değildi . Hükümet neyi iyi yaptı desen bunu derim . Elindeki tüm medya malzemeleriyle(ki kudreti sınırsız) , alternatif basını bu kadar 'marjinalleştirerek' öyle bi işledi ki tüm algıya sonuçta hükümetten hazzetmem ama bik bik bik diyen insanlar türedi . bik bik bik yerine de çoğunlukla hükümet yanlısı , hükümet ağzı bi cümle geliyor işte . 


* Türkiye kadar bilgili cahiller ülkesi bir ülke o-la-maz . Kenan Komutan gibi : 'OLAMAAAAZ' .

*Ayrıca "Türkiye durmaksızın doğuya giden bir gemidir, bazıları bu geminin güvertesinde batıya doğru koşarak batıya gittiklerini sanırlar."Sakallı Celal .


* Türkiye'nin Toplumsal Yapısı diye bi seçmeli dersimiz var . Dersin haftalık saati daha fazla olsa çok daha iyi değerlendirilir ancak yine de çok değerli bi ders benim gözümde . Hocası tam bir sinema delisi . Yahu 15 dakika ders işleniyor , tartışılıyor sonra durduk yere diyor ki : 'bunla ilgili 2006 yapımı .... diye bi film var izleyenler ?' . Sonra bi başlıyor 5 dakika boyunca durmadan film ismi söylüyor . Sonra kendine dönüp diyosun ki arkadaş ben hiç film izlememişim . 

* Bi gün modernleşmenin bu ülkede nasıl gerçekleştiğine dair yorumlar yapıyordu hoca ve üstüne basa basa defalarca modernleşmenin , işte tüm yeniliklerin tavandan tabana olduğunu söyledi . Doğrudur , cumhuriyet tarihi bunlarla doludur . ' Halka rağmen halk için yenilik ' olayı yani . Eyvallah . Söz aldım sonra . Dedim ki : " Hocam iyi hoş eleştiri çok yerinde . Ancak suç biraz da karşılıklı . Bugüne kadar yapılan hangi olumlu veya olumsuz yeniliğe/düzenlemeye bu halk karşı çıktı ya da toplumsal bi hareketle hangi yenilik geldi ki böyle bi şey söylüyoruz . Böylesi bi ortamda tabi ki yönetimler halkın hiçbir şeye direnç göstermeyeceğini bilerek istedikleri gibi at koşturabilirler . Kürtleri biraz bunun dışında tutuyorum çünkü kültürel olarak bir itaatsizlik hali mevcut . Hep devletle sorunluydular . Ama Türkler bu düşüncede oldukça bundan şikayet edemezler . 'Devlet yapıyorsa bi bildiği vardır .' gibi bi düşünce yapısına sahip olan bu halk tabi ki Avrupa 'daki sokağa dökülmeleri , toplumsal isyanları bir 'ayıp' olarak yorumlar . "  Özetle bu minvalde şeyler işte . Sonra bi alkış bi tufan . Lan yok dersin son dakikasıydı . Hoca : ' Durun arkadaşlar çıkmayın arkadaşınız çok güzel bi konuya değindi . ' dedi  . O kadar :)

26 Mart 2013 Salı

Akıl Tutulması

   Yazısını okurken imrendiğim üç beş kişiden biri Özgür Amed . Yani adı bu olmasa da bunu kullanıyor . Hem cümleleri oluşturma biçimine hem de hemen hemen bütün bilim gruplarına atıf yaparak ilerleyen bir anlatım sunmasına hayran olmamak elde değil . Yazılarına genellikle sonunda vereceği güncel mesajla alakası yokmuş gibi görünen bir olayla başlar ve sonunda müthiş bağlar . Tabi işin içine Diyarbakır'a has kelimeleri katarak kendince bir mizah oluşturması da ayrı bir olay . Bazen de parça parça yazar yazılarını üç beş cümlelik , birbiriyle alakasız , tamamına yakını güncel , siyasi göndermelerde bulunan paragraflar . Bahsettiğim tarz Yılmaz Özdil'i getirebilir göz önüne , getirmesin . Aman . Elbette onun kadar sığ değil . Neyse birazdan onun gibi bi şeyler karalamaya kalkışacağım . Sadece şekil olarak tabi . 

* Freud'un yeğeni Edward Bernays'ı anlatan yani daha doğrusu onun üzerinden ilerleyen bi belgesele rastladım geçen hafta . 2.Dünya Savaşı yıllarından hemen önce başlayıp günümüze kadar devam eden süreçte kitlelerin zihinlerinin , algılarının nasıl kontrol edilebildiğini , değiştirilebildiğini anlatıyordu . Bu işin babası da , yani bu işi ekonomik bir kazanıma çeviren (algıya dokunan reklamlar olayı kısaca ) kişi de Bernays olarak gösteriliyordu . Adam hakkında söylenen bir cümle çok ilgimi çekti : '' Bir kalabalığın karşısında asla konuşacak biri değildi , yapamazdı . Ancak büyük kitlelerin eğilimlerine yön veren büyük bir dehaydı . '' 


* Şu geçen sene Türkiye'nin yardım eli! uzatıp karizmasını yükseltmesine vesile olan Somali var ya . Heh işte o ülke bugünlerde yayınlanan ' En Yardımsever Ülkeler Sıralaması' nda Türkiye'yi geride bırakmış . 

*''Dağın öte yakasında yıllardır savaşanı barışa ikna ettik, dağın öte tarafına bakıp yazanı barışa ikna edemiyoruz arkadaş! Tam komedi...'' Cüneyt Özdemir yazmış 20 dakika önce bunu . 

* Kürt Sorunu , Kürt Olayı , Kürt Meselesi adına her ne derseniz deyin , işte tüm bunlara dair en can alıcı gözlemim şudur : bir BeyazTürk yaşamını olabildiğince entellektüel bir şekilde inşa etmiş olsun , her olaya objektif bakan son derece aydın bir kişilik olsun , mesleği saygınlık uyandıran(demek ki bu adam zeki diye düşündüren)cinsten olsun heh işte hepsi olsun ancak iş Kürt Meselesi hakkında tartışıp fikir üretmeye , yorum yapmaya gelince hala tabulardan , kalıplardan sıyrılamamış olsun . Var mı arkadaş böyle bir olay ? Algısı bir yere kadar siyasi çözümleme yapacak kadar gelişmiş kişilerin söylediği sözler ürettikleri fikirler zoruma gitmiyor da böylelerini dinleyince çıldırıyorum arkadaş . Madem beynini bu kadar iyi çalıştırabiliyosun , iş bu meseleye gelince neden beynin tembelleşiyor ?

* İlkokuldan beri altyapıda futbol oynuyorum ve yüzlerce kez karşılaşmışımdır şu soruyla : '' Ee okul mu futbol mu ne yapacaksın ? '' . Cevabım hep aynı oldu . İkisini de yürütecektim beraber . Futbol oynayan çoğu takım arkadaşım ya liseye gitmedi ya liseyi zor bitirdi , okula devam eden de futbola devam etmedi . Ben inat ettim laf icabı değil ama gerçekten bir inattı . Birine bir şey kanıtlamak için de değil . Sadece kendimi , kendime göstermek için ve annem için ( o böyle istemese de ) . Sınava hazırlandığım sene çoğu gece eve kendimi zor atıyordum ve nefes almaya halim kalmıyordu artık . Ama oldu . Hukuk fakültesini kazandım . Diğer yandan da profesyonel bi takımın alt yapısındayım . İşte bu ikisini beraber yürütme olayında artık sona geldim galiba . Bu yaz profesyonel olursam okula devam etmeyi düşünüyorum ancak ağırlık futbolda olacak . Tam tersi olursa da bi daha futbol oynamam heralde . Galiba ikinci seçenekten korkuyorum ve o yüzden bu kadar üsteliyorum . Neyse yazının ana fikri : 'İnsan kendine iyi gelen , yapmaktan keyif aldığı ne hobisi ne işi varsa kolay kolay vazgeçmeyecek arkadaş '.

* Şimdilik bu kadar . 
 

23 Mart 2013 Cumartesi

Heves


Eskiden , çok eskiden yazma yeteneğimin olduğuna inanırdım . Çevreden de bu şekilde birkaç övgü almak inancımı arttırmıştı tabi . Ancak sonra uzun bir süre hiçbir şey karalamadım . Çok konuşmak , çok düşünmek elbette önemliydi ancak yazmak tüm bunları daha diri tutuyordu bana göre ve bu inancımı kaybetmeden artık yazayım istedim . Başka bir şekilde de gerçekleştirebilirdim bunu ancak böyle bir şeye heves ettim dediğim gibi . Umarım aktif olarak kullanır , beş on kişiye de olsa ulaşırım .